mustafa is using Friendbuzz - the easiest way to share everyday news happening around yourself. Join now to start following mustafa and post your own updates!


mustafa / Posts

mustafa: /// Kaçakçı grup kanaatine vardık, Genelkurmay’ı uyardık ///

*** Askeri Savcılığın soruşturma dosyasında olması gereken Uludere (Roboski) saldırısının kayıp ifade kayıtları ortaya çıkmaya başladı ***

Uludere operasyonuna ilişkin 23 Aralık 2013’te Askeri Savcı’ya ifade veren Albay Eker, İHA görüntülerini Yarbay Taner Dündar, Tuğgeneral Halil Erkek’le birlikte izlediklerini ve grubun kaçakçı olduğu kanaatine vardıklarını açıkladı.

Kanaatlerini 2. Ordu Komutanı Org. Servet Yörük’e de anlattığını belirten Albay Eker, ‘2. Ordu’nun grubu sınırı geçtikten sonra yakalamak için hazırlık yaptığını’ ve Genelkurmay’ın hava harekatına kendilerine danışmadan karar verdiğini belirtti.

Milliyet gazetesinden Kemal Göktaş’ın haberine göre; Şırnak’ın Uludere ilçesinde (Roboski) çoğu çocuk 34 kişinin savaş uçaklarınca bombalanarak öldürülmesi ile ilgili soruşturma “kaçınılmaz hata” gerekçesiyle kapatılırken, dönemin 2. Ordu Komutanlığı İstihbarat Başkanı Albay Aygün Eker’in, İHA’ların (insansız hava araçları) geçtiği görüntülerdeki kişilerin “kaçakçı olduğu” yönündeki değerlendirmelerini üstleriyle paylaştığı ortaya çıktı. Eker, 2. Ordu’nun da son ana kadar grubu sınırı geçtikten sonra yakalamak için hazırlık yaptığını söyledi. Genelkurmay’ın hava harekatına karar verildiğini 2. Ordu Komutanlığı’na iletmesinden sonra 2. Ordu Komutanı Servet Yörük’e kararın yanlış olduğunu ve sonuçlarının vahim olacağını söylediğini belirten Albay Eker, Ordu Komutanı’nın “Genelkurmay’ın elinde kesin bilgiler olmasa bu kararı vermez” dediğini anlattı.

İLK DEĞERLENDİRME: KAÇAKÇI GRUP

Albay Eker’in 23 Aralık 2013’de Askeri Savcı Albay Ali Müjdat Eski tarafından alınan ifadesinde, 28 Aralık 2011 günü GİM’de (Görüntü İzleme Merkezi) İHA’nın gönderdiği görüntüleri Yarbay Taner Dündar, Harekat Kurmay Başkanı Tuğgeneral Halil Erkek ile birlikte izlediklerini belirterek ilk kanaatinin “kaçakçı grup olabileceğine” dönük olduğunu söyledi. Eker, bölgenin PKK’nın fiili kontrolünde olduğu da dikkate alındığında, PKK’nın bilgisi dahilinde bir faaliyet de olabileceğini, “bu kapsamda kaçakçılarla birlikte PKK’lıların ya da bunlara ait silah ve malzemenin bulunabileceğini” de değerlendirdiğini belirterek bu değerlendirmesini Tuğg. Erkek’e ve Kurmay Başkanı’na anlattığını söyledi.

‘SINIRDAN GİRİNCE ALINSINLAR’

Kurmay Başkanı’nın değerlendirmelerine katıldığını, ancak Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korg. Yıldırım Güvenç’in görüntüdekileri terörist olarak değerlendirdiğini ve topçu atışı yapılmasını istediğini anlatan Eker “Kolordu Komutanı’nın hangi gerekçelerle bu kanaate vardığına dair bir bilgi söylemedi. Topçu atışının da ne maksatla (imha, sındırma veya tespit) yapılmasının istendiğine ilişkin bir şey söylemedi” dedi.

GİM’de görüntüleri izlemeye devam ettiklerini ve “kaçakçı grubu olduğunu değerlendirip, sınırdan içeri girmelerini müteakip derhal yakalanmaları gerektiğini düşündüklerini” söyleyen Eker bunu Ordu Komutanı’na da anlattığını kaydetti.

‘BİR DAHA SORULSUN’

Bunun üzerine Ordu Komutanı’nın tümeni arayıp bir daha sorulmasını, isteklerinin devam etmesi halinde topçu atışı yapılması için teklifin Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na gönderilmesini, onay gelmeden önce atış yapılmamasını emrettiğini söyleyen Eker, Tümen Komutanı ve Asayiş Kolordu Komutanı’nın topçu atışı yapılmasında ısrar ettiklerini ifade etti. Top atışı teklifi yapıldıktan sonra da Harekat Kurmay Yarbaşkanı, Harekat Başkanı ve Kurmay Başkanı’nın grubun içeri girmesini müteakip yakalanması için gerekli planlamalar hakkında görüştüklerini anlatan Eker, 2’nci Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi’nden Albay Ahmet Kazdal’a da telefonla “kaçakçılarla birlikte teröristler ve teröristlere ait malzeme olduğu” değerlendirmesini ve Hava Kuvveti Komutanlığı’ndan bir taleplerinin olmadığını söylediğini de belirtti. Kurmay Başkanı ile 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı’nın da telefonda grubun sınırdan içeri girer girmez yakalanmasını planlandıklarını söyleyen Eker, hatta helikopter kullanılması durumunda grubun sınırdan girer girmez dağılabileceği, bu yüzden helikopter faaliyetinde dikkatli olunmasının da ele alındığını söyledi.

‘GÖRÜNTÜLER AYNIYDI’

Albay Eker, Genelkurmay GİM’den Tuğgeneral Ali Rıza Kuğu’ya da “Bölgeye ilişkin çok fazla istihbari duyum olduğunu, bu nedenle kaçakçılarla birlikte terörist ve teröristlere ait malzeme olabileceğini söylediğini” anlattı. Kuğu’nun İHA’nın sınırı geçmesine müsaade ettiğini ve güneyden predatörü (ABD İHA’sı) bölgeye yönlendireceğini söylediğini anlatan Eker “Predatör de bölgeden görüntü aktardı. Bu görüntüleri 2’nci Ordu olarak 10-15 dakika gecikmeli olarak izledik. Bu görüntülerle İHA’nın aktardığı görüntüler arasında bir fark yoktu, hatta daha kalitesiz bir görüntü vardı. Predatörü Genelkurmay GİM sevk ve idare ediyordu” dedi.

İlerleyen saatlerde topçu atışının iptal edildiğini söyleyen Eker son olarak Ordu Komutanı’nın, “takip edilen grubun sınırı geçtikten sonra yakalanması emrini ilettiğini” söyledi.

‘BİLMEDİĞİMİZ BİR BİLGİYE SAHİPLER DİYE DÜŞÜNDÜK’

Eker, 20.30’da 2. Ordu Komutanlığı’na hava harekatının bildirilmesinden sonra yaşananları ise şöyle anlattı: “Hava harekatı bilgisi gelince Kurmay Başkanı tarafından Ordu Komutanı karargaha davet edildi. Çünkü Ordu K.lığının kanaati ile hava harekatını planlayanların kanaati arasında bir çelişki vardı. Bu aşamada GİM’dekiler olarak biz hava harekatına karar veren makamın elinde bizim bilmediğimiz teyit edilmiş bir bilgi olduğunu düşündük. Ancak bize danışılmamasını da yadırgadık. Çünkü önceki tecrübelerimizde bu tür bir operasyon kararı alındığında Ordu’ya danışılmaması gibi bir durum genellikle olmamıştı. Şöyle ki topçu atışı yapma talebimiz üzerine hava harekatı düzenlenmesi söz konusu olmamıştı. Hatta hava harekatı isteklerimiz kabul edilmemişti. Ancak istisnai olarak yurtdışında yapılan hava harekatlarında Ordu’ya bilgi verilmediği de vakidir.

‘SONUÇLAR VAHİM OLUR’

Ordu Komutanı (Org. Yörük) GİM’e saat 21:30 civarında geldi. Kendisine yukarıda belirttiğim değerlendirmeleri arz ettim. Alınan kararın yanlış olması halinde vahim sonuçların doğacağını söyledim. Bana, harekatın Ordu tarafından planlanmadığını, Genelkurmay’ın elinde kesin bilgiler olmaması halinde bu kararı vermeyeceğini belirtti. Bu çerçevede Genelkurmay’ın kararının hangi gerekçelerle alındığını daha fazla irdelemedik. Ordu Komutanı kendi seviyesinde başkalarıyla görüşmeler yaptı mı bilmiyorum. Görüşmelerimizde olayın Genelkurmay’ın inisiyatifiyle gerçekleştiği, bu nedenle sorumluluğu üstlenmesi gerektiği yönünde düşünceler beyan edildi.

EKER’İN İFADESİ TAKİPSİZLİK KARARINDA VE SAVUNMADA YOK

Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nın Uludere’ye ilişkin takipsizlik kararında olayın “kaçınılmaz bir hata” olduğu savunulmuştu. Eker’in gruptakilerin kaçakçı olabileceğine ilişkin değerlendirmesine takipsizlik kararında yer verilmemesi ise dikkat çekti. Mağdur yakınları konuyu AYM’ye taşıdı. AYM’deki bireysel başvurulara ilişkin Adalet Bakanlığı’nın gönderdiği savunmada da Genelkurmay’ın Bakanlığa gönderdiği yazı esas alındı. Bu yazıda da Eker’in değerlendirmeleri yer almadı.

Odatv.com (http://odatv.com/n.p...rdik--1602151200)

16/02/2015 07:57
0    0   

mustafa: Zamanında devlet zamanı gelince PKK ile kuzu kuzu pazarlık yapacak dediğimde çevremdekiler bana vatan haini olarak bakarlardı. Gelinen süreçte benim haklı olduğum görülüyor. Devlet pazarlık masasına da oturdu, örgütü muhatap olarak ta kabul etti. Şimdi yeni kehanetimi veriyorum. Devlet al şu an yaşadığımız gülüm ver gülüm süreci içinde Apo’yu serbest de bırakacak, onu meclise de sokacak, hatta Kürdistan özerk bölgesine de kapı aralayacak...

Şimdi birileri yukardaki paragrafı okuyunca ayağa kalktılar eminim ki... Oturun oturduğunuz yere... Tarihsel gerçekliklerden bakalım olaya... Diplomasi ve siyasal hareketliliklerde ilk önce talep dile getirilir. Talep yerine getirilmez ise siyasi harekete dönüşür. Siyasette sonuç bulunamaz ise silahlı mücadele süreci başlar. Talebinizi istediğiniz taraf sizin güç ile bunu elde edebileceğinizi sezdiği ana kadar oluk oluk kan dökülür. Taraflar taviz verme alma mücadelesini silahla değil; müzakere ile halletme kararı alır, neticede iki tarafta sorunu masa başında çözerler.

Tarih boyunca Türkiye savaşta kazandığını masada kaybeden olduğundan bu süreçte de kaybedeceği muhakkak... Önemli ola kaybettikleri ve kazandıkları arasındaki fark hangi işareti taşıyacak? Artı mı? Eksi mi? Ö Küresel aktörler için Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasında atılan adımlar bizim siyasetçi ve bürokratlarımızın aksine uzun zamanlı oldu. 1. dünya savaşı sonunda 2 generalin keyfe keder planladıkları Ortadoğu savaş öncesinden farklı ülkelerin doğmasına neden olduğu gibi etnik, siyasi düşünce, dini yapı ve ekonomik ilişki olarak birbiriyle çelişen farklı unsurları aynı ülkede yaşamaya ve vatandaş olarak değerlendirilmeye zorlanmıştı. Aradan geçen 100 yıla yakın zaman içinde çok şeyler değişti ama bu ülkelerin sınırları değişmedi. Irak 1. dünya savaşına kadar yoktu. Azıcık Araplardan birazcık Kürtlerden, bir kaç Türkmen’den stratejik bir arazi üzerine ülke kurarsanız sonuçta iç karışıklıktan başka bir şey elde edemezsiniz. Suriye toprak kaybından dolayı huzursuz oldu. Araplar bu ülkeyi aralarında istemedi. Kabullenemediler. Kürtler bağımsız hareket edemediklerinden yakındılar. Türkmenler azınlık olarak sürekli baskı içinde kaldı... Tarihsel süreç içinde Misakı Milli ve Musul-Kerkük problemi doğdu. Irak önce krallık sonra Arap egemenliğini diğer etnik yapılardan üstün gören Saddam Hüseyin’in yorumunda gelişen federal cumhuriyetle yönetildi. Etnik yapılar defalarca ayaklandı. Bilinen en acı isyan bastırmalarından Halepçe katliamı ile Saddam Hüseyin’in yönetimi devam etti. Uluslararası diploması Saddam Hüseyin’in baskıya dayalı yönetimini çıkarları için kullandı ve Irak petrol kaynaklarını sömürmek için ağır bir ambargo uygulamaya başladı. Saddam yönetimi ekonomik açmazdan kurtuluş yolunun sınır komşusu zengin Kuveyt’i işgal etme olduğunu düşündü. Gelinen süreçte Irak yönetimi Kuveyt benim toprağım dedi ve Kuveyt işgal edildi. Dünya petrol rezervlerinin önemli bir bölümünün çıkartıldığı Kuveyt’in işgali küresel pazarda ciddi sorunlara neden oldu. Kapital düzenin çöküşü mü yoksa Kuveyt’in geri alınması mı sorusu Amerika’nın Irak’a müdahalesi ile sonuçlandı. Zaten ekonomik ambargonun da amacı Irak’ın Amerikan yönetimince kontrol altına alınması ve askeri müdahalenin meşru olmasını sağlamaya yönelikti. 1. Ve 2. Körfez krizleri Saddam Hüseyin in 36. ve 42. paraleller arasında yönetimi kaybetmesine ve burada Talabani ve Barzani gibi yeni aktörlerin bu yönetim boşluğunu doldurmasına yol açtı. Türkiye kendi topraklarındaki Marksist Leninist PKK nin kontrol altında tutulması için Barzani ve Talabani’ye diplomatik pasaport verdi. İmtiyaz sağladı. Bunun karşılığında da Amerikan mali desteğini alacaktır. Aslında Türkiye’nin çıkarına gibi görünen bu durum Amerika’nın sürekli yeni tavizler verilmesini istemesi ile Habur’un iki yakası arasındaki Kürt hareketini daha da yüzsüz yaptı. Bağımsız veya federal bir Kürdistan isteği doğar. Amerika’nın ve bölgedeki müttefiki İsrail’in bu işte çıkarı çok... Bağımsız ve zayıf bir Kürdistanı yönetmek daha kolay... Federal bir Kürdistanı ise bağımsızlık için kışkırtmak daha fazla çıkar elde etmek demek... Irak’ta şimdiden iç savaş boruları çaldırılıyor zaten... Irak Federal Cumhuriyeti yönetimi olan Bağdat’taki Maliki anayasalarının kendisini yetkili kıldığını ve ülke genelindeki petrol gelirini kendilerinin koordine edebileceğini söylüyor. Uluslararası anlaşmaları ben yaparım. Parayı da ben alırım diyor. Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye, Kerkük, Musul, Erbil, Duhok da ise işler az farklı değerlendiriliyor. Burada sizin borunuz ötmez, burayı biz yönetiyoruz ve petrol gelirini sizinle paylaşmayacağız deniliyor. Her eyalet te farklı kanunlar ve kurallar var... Haliyle bunlar da etnik nedenlerle birbirlerine diş biliyorlar. Hemen burunlarının dibindeki Suriye’deki kargaşa da cabası... İsrail şu karmaşada en fazla zararı gören taraf... Nedenine gelince... İsrail şimdiye kadar böl yönet güvenliğini sağlamlaştır politikası izliyordu. Gelinen süreçte Arap baharı Suriye de muhalefeti güçlendirdi. Bu muhalefete kuzey ırak Kürt yönetimi de destek veriyor. İsrail burnunun dibindeki Suriye’de olanların güvenliğini zedelediğinin farkında... Eğer muhalefeti desteklerse ilerde muhalefeti yönlendirememe riski var. Çünkü muhalefet bürokrasi ya da siyasi aktörlerin önderliğinde ortaya çıkmadı. Halk liderleri politika ve diplomasiden anlamazlar. İstediklerini almadan durmayacaklardır. İsrail bu süreçte Esed’i desteklese bu defa Nusayri azınlık ona istediği güvenliği sağlayamayacak kadar zayıf... İsrail bu savaşı kendi topraklarında istemiyor. Giderek güçlenen bir Kürt hareketi var. Bunun ona ekonomik zarar vermeye başladığını da görebiliyoruz. Örgüt silahlı mücadeleden vazgeçiyoruz dedi. İsrail silah devleri aman silah bırakmayın istediğiniz istihbaratı ve ağır silahları size hibe edelim dediler. Aynı teklif yakın zaman içinde İran devrim muhafızlarının bir generali tarafından da Karayılan a iletilmişti. Bölgenin aktörleri vaziyetten çok rahatsızlar. Sorunlarını çözen bir Türkiye istemedikleri belli... Gerçi sorun devam etsin diyen sadece dış politikadaki yapılar değil... Kendi içimizde de bu düşüncede olan kansızları görebiliyoruz. Kanla siyaset malzemesi bulan MHP mi desem Atatürkçülüğü 940 lı yılların İsmet İnönü mantığı ile değerlendiren tek parti kafasındaki müzmin CHP mi desem… Yoksa CIA yalakası askerler desem... Bu işten Türkiye’nin sorunsuz çıkması birilerinin güvenliğine birilerinin bölgedeki çıkarlarına birilerinin cüzdanlarına ciddi zararlar veriyor. Görünen ve gelinen süreçte PKK ve TC bir yola girdiler. Bundan dolayı üzerlerinde bir halk baskısı da oluştu. Geri dönemezler. Ancak masada kim kimden ne taviz kopartacak çekişmesi devam ediyor. Son çekişme PKK nin silahlarla mı silahsız mı sınırın dışına çıkacağı üzerine... PKK silahını TC sınırları içinde bırakıp gitmez. Neden? TC nin Mustafa Suphi ve yoldaşlarını öldürmesi gibi bir geçmişi var. PKK nu durumun farkında ve av olmaya niyeti yok… Silahını bırakırsa PKK bu süreçte taraf değil av olur. PKK silah bırakmazsa TC uzlaşıyı zora sokan PKK oldu der. Ne olacak peki?

Diğer taraftan hukuk devleti olan TC nin silahlı olsun ya da olmasın bir militanı görmezden gelmesi nasıl olacak? TSK bu yapıyı görmezden gelemez. Kanun gereğini yap diyor. Hükümet bu kanunları PKK rafa rahat sınırı geçsin şeklinde değiştiremez. Hükümet TSK ya yazılı emir veremez. Çünkü kanuna aykırı emir geçerli değil… Nasıl olacak bu iş?

Bölgesel güç olması için terör olaylarını bitirmesi gerektiğine inanan Türkiye… Artık silahlı mücadele yapamayacağının bilincine varmış, Marksist düşünceden uzak halktan ölümler nedeniyle artık destek alamayan PKK… Hemen burnumuzun dibinde nükleer enerji hayallerinin devam etmesi için bölgede istikrarsızlığın devamından yana olan İran; petrol gelirinden pay almak isteyen Maliki yönetimi… Diğer taraftan petrol gelirinden zırnık koklatmayan kuzey ırak bölgesel Kürt yönetimi… Ulusal egemenliğinin Arapların ve Kürtlerin güçlenmemesine, yani birleşip büyümemesine bağlı olduğunu bilen bölgedeki nükleer silahlı tek ülke İsrail… Enerji ihtiyacı için stratejik olan Arap yarımadası ve Ortadoğu’nun kontrolünü isteyen Amerika… Sizce bu işte kim ne kazanır? Ne kaybeder? Türkiye kazanan mı kaybeden mi olacak? Türkiye kazansa kimlerin dengeleri değişir? Asıl sorulması gereken bu süreçte bence bu… Yoksa Türkiye’nin masaya oturması ve pazarlık etmesi çok da önemli değil. Zaten bu süreci yaşayan İngiltere - IRA ve İspanya – ETA süreçlerinde bu aşamalar yaşandı ve masaya oturulmadan, taviz verilmeden, burjuva siyaseti içinde burjuvanın belirlediği yasal sınırlar içinde legalite ve oportünizme gırtlağınıza kadar batmadan silahlı mücadele sürecinden normalleşme sürecine geçilemeyeceğini; dolayısıyla sorunun çözülmeyeceği gerçeğini gördük. TC bu süreci tamamlamayı bu kadar çok cephede çıkar savaşı veren dış ve iç odaklara rağmen başarabilirse bölgede Amerika’nın naipliğini yapabilecek kadar güçleneceği kesin..

05/05/2013 09:04
0    1   

mustafa: //*** MİT 'TE NELER OLUYOR ? ***//

Malumunuz ortalı toz duman... Eski ve şu an görevde olan MİT Müsteşarları; PKK/KCK soruşturmasında elde edilen bazı deliller ve Oslo müzakerelerinde örgüt yanında takındıkları tutum nedeni ile savcılığa çağırıldı. İfadelerine başvurulacağı belirtildi. İfadesine başvurulurken istihbarat yetkilisi ve danışman olarak değil; "sanık" sıfatı ile çağırıldılar. Ancak 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. Maddesine göre bu tarz görev ifası sırasında MİT mensuplarınca işlenen her tür suçun adli takibatı başbakanın iznine bağlanıyor.

Aslında dokunulmaz olan tek kurum MİT kalmıştı. Ne zaman namluyu bu kuruma çevireceklerini merak içinde bekliyordum. Ama bu kadarını tahmin etmemiştim. MİT mensuplarının bu aralar kırdıkları ceviz kırkı aştı. Bir kaç örnek vermek gerekirse...

Hatay'daki olaydan başlayalım isterseniz... Suriye ordusundan iç savaş ve Esed yönetimin baskısını gerekçe göstereren; firar ederek Türk makamlarına sığınan bir yarbay Hatay'daki mülteci kampında yaptığı basın açıklaması sonrası bir grup tarafından kaçırılarak Suriye makamlarına teslim edilmiş ve iddiaya göre Suriye'de derhal Esed yönetiminde kurşuna dizilerek infaz edilmişti. Kaçırılma olayı soruşturan Türk polisi bazı zanlıları gözaltına almış; bu şahıslardan birinin MİT mensubu olduğu ortaya çıkmıştı.

Biraz daha geriye gidersek Başakşehir'de bulunan adliye lojmanına gelen bir araçtan uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. şans eseri ölen olmazken araçlarda maddi zarar meydana geldi. Olayı araştıran terörle mücadele ve istihbarat şube polisleri MİT haber elemanlarına ulaştı.

Aslında buna benzer 3 yıl içinde 50 den fazla olay meydana geldi. Ama MİT Teşkilat Kanunu nedeni ile sümen altına atılarak olaylar örtbas edildi. İyi de ne olduda birden bire MİT dart tahtasında merkeze oturtuldu?

Aslında bu meseleye bakmadan önce Tuncay Özkan imzalı Milli İstihbarat Teşkilatı Mit'in Gizli Tarihi kitabına bakmak lazım... Kitabı incelerseniz aslında ne demek istediğimi detaylıca anlatıyor. Özetlersek adlında devleti yönetenin istihbarat yapıları olduğunu ve bu yapıların kendi içinde sürekli çatışma içinde yer aldıklarını anlıyoruz.

MİT tarihi boyunca diğer istihbarat yapıları ile sürekli iktidar mücadelesinde oldu. Bu nedenle yasayla istihbarat kurumları arasında "koordinatör" pozisyonunda olmasına rağmen hiçbir zaman polis ve jandarmadan yeterli desteği göremedi. Hatta bu teşkilatlarla yetki polemiğini sürekli yaşadı.

MİT teşkilat yapılanması bakımından dönem dönem değişikliklere uğramış olsa bile her zaman soğuk savaş mantığına dayalı kapalı bir teşkilatlanma mantığı ile inşaa edilmiştir. Bugün her ne kadar sivil müsteşar tarafından sevk ve idaresi yapılsada MİT halen içerisinde %5 kadarı stratejik pozisyonlarda görevli üst rütbeli ordu personeli ile çalışan bir kurum olma özelliğini sürdürüyor.

1960 askeri müdahalesinin Türk siyasetçisine öğrettiği en önemli konu müsteşarı korgeneral olan bir istihbarat ağının asla darbe planlarını başbakana bildirmeyeceği ve amiri olan genelkurmay başkanını ele vermeyeceği gerçeği oldu. Hatta MİT gereğinde genelkurmay başkanı daha rahat darbe yapabilsin diye Maraş'ta , Çorum'da, Taksim'de ve üniversitelerde grupları kışkırtacak; icabında karşıt guruplar silahlandırılacaktı. Böylece darbe için meşru şartlar oluşturulacaktı. İddialardan öteye gitmese de bu hadiseler hakkında kurumun tatmin edici bir soruşturmaya izin vermemesi halen bu olaylarda korgeneral yönetimindeki MİT genelkurmay başkanınca kullanıldı mı sorusunu sormamıza neden olmaya devam etmektedir.

Darbeler döneminde MİT müsteşarları başbakanlarla iyi ilişkiler kurmamışlardır. 1983 yılında dönemin Milli Birlik Komitesi üyeleri görevlerinden ayrılıp sivil yönetime yetkilerini devrederken en stratejik kurumun MİT olduğunu Özal fark etmişti. Gerekli çalışmaların ardından teşkilat hızla sivilleştirildi. Ama teşkilatın eski kurtları kurulu düzenlerinin değiştirilmesinden hiç hoşnut olmadılar. Zaten her istihbarat yapısında yer alan gruplaşmalardan MİT içinde de olduğu göz önüne alınırsa MİT kendi içinde hesaplaşmaya varan kararsızlıklara sürüklendi. CIA 'e yakınlık duyanlar, eski ülkücülerle hareket edenler, dengeciler, MOSSAD yanlıları... Tarafsız kalmanın imkansız olduğu bu atmosfer içinde MİT içinde iç kıyım yapıldı. Devletin diğer istihbarat örgütlerine yakın olanlar infaz edildi. Bunun en güzel örneği Tarık ÜMİT' in infaz edilmesi ve MİT ' in kendi teşkilatına yapılan bu müdahalede basiretsiz tutumudurç MİT kendi içinde o kadar büyük bir savaş vermektedir ki JİTEM gibi bir kanunu bile olmayan yapının saldırısına müdahale edememiş; asli işi olan suçu önceden haber alma görevini yerine getirememiştir.

MİT 1990 lı yıllarda çağın ihtiyaçlarına göre yeniden planlanmak istenmiş olmasına rağmen bu defada istikrarsız koalisyon hükümetleri nedeni ile arzu edilen yerde olamamıştır. 1990 lı yıllar aynı zamanda MİT mensuplarının en fazla zaiyat verdikleri yıllardır da... Bunda 1980 darbesinden sonraki 20 yılda istedikleri imkanlara kavuşan Türk Solundaki illegal fraksiyonların tekrar toparlandıkları gerçeğini net biçimde görebiliyoruz. Hatta Türkiye'de faaliyet gösteren bu silahlı illegal sol yapılar ortak hareket etmeye de başladılar. Devlet bu zaafiyet içinde MİT mensuplarından çok fazla yara aldı. Bu dönemde yaşanan bazı olumsuz toplumsal olaylar teşkilatı zayıflatan hareketlerdi.

2000 li yıllar istikrarlı hükümetlerin ve tutarlı iktisadi hareketlerin yılları olduğundan mıdır nedir bilinmez MİT in sorunlarını kendi içinde hallettiği ve çok az sorununu basına yansıttığı yıllar olmuştur. İlk defa MİT şahıslar üzerinden tapılan birbir istihbaratı yavaşlatmıştır. Bunda teknolojik istihbaratı ön plana çıkartma girişimi akla gelen en mantıklı seçenek sanırım. MİT bu dönemde daha şeffaf bir tutum izlemeye ve bilgi edinme kanunu ile kısıtlanmayan bazı sorulara cevap vermeye başladı. Teşkilata değişik mühendislik ve sosyal bilim disiplinlerinden iyi dil bilen elemanlar alınmaya başlanıldı. Demekki personel seçiminde bazı kriterleri değiştirdiler. Bu kriterlerin daha üst desibelde anılmasının arkasında daha geniş bir istihbarat bütçesi olduğu gerçeğini görmemiz gerekiyor. Nitekim yakın zamanda MİT bütçesine ek kaynak ayırıldığı ve Savunma Sanayi Fonlarından da yararlanmasının önün açıldığını biliyoruz.

İşte dananın kuyruğu bence burada kopuyor. MİT bütçesinin bu denli büyük bir pay almasından diğer istihbarat yapıları çok huzursuz oldular. Bir birlerine kuyrukları 2000 lerin başından beri değmeyen, bu tür çatışmalardan sakınan düşman kardeşler Emniyet istihbaratı ve MİT son olan olaylarda karşı karşıya geldi. Aslında getirildi demek dha doğru olur. Emniyet istihbarat daire başkanlığının Tansu Çiller hükümeti sırasında aldığı imtiyazlardan şikayetçi olan MİT bu durumu sürekli dile getiriyor ve koordinatörün kendi olduğunu belirtiyordu. Asayişe yönelik istihbarat kavramını kendince yorumlayan emniyet istihbarat dairesinin telefon dinleme yetkisinden anladığı şeyin asayiş olmayıp MİT'in görev sahasına varan konular olması yetki kimde sorusunu sürekli sorduruyor ve restleşmeler yaşanmasına neden oluyordu.

MİT'de dünyadaki emsali olan gizli yapılar gibi espiyonaj (istihbarat edinimi) ve kontrespiyonaj (istihbarat toplanmasına engel olma) faaliyetleri kapsamında iç ve dış tehditlere yönelik bilgi toplama çalışmaları yürütür. Bu faaliyetler esnasında bazen düşman unsurla ideolojik ve mali olarak zıt olan doğal düsman yapılar silahlandırılır., eğitilir... Buna iti ite kırdırma mantığı olarak bakabiliriz. Devlet uzun zaman PKK ile mücadele için Hizbullah yapılanmasını kullandı. Hatta iddialara göre JİTEM tarafından Hizbullahın silahlandırılıp eğitildiği gibi bazı çarpıcı bilgilerde var...

İstihbarat elemanlarının diğer bir çalışma metodu ajanlaştırmadır. Ajanlaştırma faaliyeti kapsamında düşman unsur içindeki bir militan izlenir. Zaafiyetleri irdelenir. Fiziki temas kurulur veya bir gözaltı dalgasında sorgu esnasında bu zaafiyetleri istismar edilir. Böylede bir truva atı elde edilmiş olur. Örgüt hakkında sıcak bilgi sağlayan bir eleman... Elbette bu elemanın bulunduğu pozisyonu yükseltmek MİT için daha emsalsiz bilgilere kapı aralayacağından eleman ideolojik olarak yetiştirilir. MİT mensubu bu haber elemanına parasal imkanlar sunar. Ona örgütün çalışma sistematiği hakkında akıl hocalığı yapar. Böylece sisteme daha derin sızma imkanı elde eder. Bu işin en tehlikeli yanı parasal ilişki boyutudur. Haber elemanı olan ajan unsur sürekli para almaktadır. Ama bu parasal hareketliliği maskeleyecek bir işi yoktur. Örgüt bu parasal hareketliliği fark edemesin diye haber elemanı yaptığı her harcamayı dikkatle yapmalıdır. Elbette örgüt yapısı içinde yükselmek ve kimliğini gizli tutmak için verilen talimatlar çerçevesinde öldürme, bombalama, adam kaçırma, yasadışı ekonomik faaliyetler, uyuşturucu gibi bir dizi örgütsel suçunda işlenmesi gerekecektir.

MİT personeli 26. madde kapsamınca başbakan tarafından korunmaktadır. Ama MİT mensuplarınca kullanılan ajan unsurların işledikleri suç teşkilat mensubu olmamaları nedeni ile adli yargının suruşturmasına mani değildir.

Son gelişen gözaltı olaylarında MİT muhbirlerinin polis tarafından gözaltına alınması ve adli soruşturma başlatılması; muhbirlerin bireysel suç faaliyetleri ile MİT e zarar verdikleri gerçeği ortada olsa bile MİT'in yargı ile güç savaşına girmesine neden oldu... Bu işten en fazla çıkar sağlayan hiç şüpe yokki Emniyet İstihbaratı olacaktır. Hatta müsteşarın Oslo'dayken gizlice kaydedilen görüntülerinin basına sızdırılması olayında bile suçlu olmasa bile emniyet istihbaratı çıkar sağlamaktadır. Böylece MİT in dokunulmazlığını sorgulayacak bir kamuoyu yapısının önü açılmış oldu. MİT müsteşarını zorla (zor kullanımını hangi güç yapacak orası da muamma) savcılığa getirin diyen savcının istihbarat yapıları hakkında bilmediği çok şey olduğu muhakkak...

Bu konuda fazla bilgisi olmadığı halde arı kovanına çomak sokan; JİTEM i lağv etmeye çalışan Eşref BİTLİS ibreti alem bir infaz ile öldürülmüştü. Öyle bir göz dağı verildi ki Eşref paşanın öldürülmesi olayının üzerine savcılar değinememişti...

Acaba sayın savcı üstüne vazife olmayan bir alanda işgüzarlık yapıp dosya açınca olacaklar hakkında fikir sahibi edilmemiş mi? Öyle ya... Biri sayın savcıya dosya aç talimatı vermeden sıradan bir savcının MİT gibi adı kanla birlikte anılan bir örgütlenmenin başını terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlaması ile makamına çağırması düşünülemez. Birinden aldı talimatı almasına da... talimatı veren bu işin nerelere varacağını savcıya anlatmadı mı? Savcının bir yerlerden icazet almadan bu çapta büyük bir olaya bodoslama atlayacağını sanmıyorum. Biri can güvenliği ve imtiyaz vaadi vermiş olmalı... Böyle bir imtiyaz ve güvence olmadan bir savcının bu büyüklükte bir soruşturma için harekete geçmesi ya kameralara oynadığı yada görev alanı hakkında muhakeme yapamayacak kadar burnunun büyüdüğünü gösterir.

şimdi soru şu olmalı...

MİT in üzerine bu savcıyı kim yolladı?

12/02/2012 14:40
0    0   

mustafa: Baba olmaya hazırlamak çok tuhaf :D

01/02/2012 16:04
0    0   

mustafa: //*** CONTURIUM mu TORYUM mu? ***//

budalanın biri başlık açınca bu konu kontrolden çıktı. Bir sürü zırvalık oldu Hocam Forumda... Bu konu hallındaki kısa yazılarım bir türlü aptallar tarafından alfılanamadığından burada uzun uzun açıklayacağım. Friendbuzz altyapısından cevap yazma gerekçem hocam.com un tema yapısınca bu uzunluktaki bir yazıyı kabul etmemesi...

Gelelim kurufasulyenin nimetlerine...

Conturium diye bir elementin olduğunu, Atom numarasının 90 olduğunu iddia eden gerizekalı üniversiteliler...


Doğada aynı atom numarasına sahip 2 farklı element olamaz. Çünkü maddenin belirleyici özelliği çekirdek kimyasında proton sayısıdır. 2 farklı madde atomunda da 90 proton bulunamaz. Bir elementin varlığı iddiasında olan; videodaki o kadar çzelliği (!) taşidiğını iddia eden kişinin elinde kimyasal ve fiziksel yapısını inceleyebilecek kadar element olması gerekir... Bu durumda test amaçlı bulundurulan örnek madde nerede ? Atom numarası 90 olan bir element var. Başka da yok. ha dersen ki Toryum un izotopları var. onlarda belli zaten... Bilinen toryum izotopları : Toryum-228 ve Toryum-231...Hatta az daha konuyu açayım. Toryum ve Toryum'un nükleer yakıt teknolojisindeki yeri hakkında bilgi vereyim:

Тhоrium (Toryum), yumuşak, viskozitesi çok büyük, iyi dövülebilen, gri renkte olan radyoaktif bir metaldir. Periyodik tabloda 90. sırada yer alır ve atom yükü 232 dir (90Th232). Toryumun özyoğunluğu -11.78 g/cm3, özısı tutumu -0.113 J/Kmol, erime sıcaklığı -2028 0K, buharlanma sıcaklığı -5060 0K dir. Toryumu içeren ve sonradan thorit olarak adlandırılan mineralinden 1828 yılında ayırmışlar ve İskandinav mitolojisinden bilinen gök gürültüsü Tanrısı Thora’nın adını vermişlerdir.


Yaklaşık olarak bundan 100 yıl önceki dönemlerde, toryum ateşte ısıtıldığında onun güçlü bir ışık verdiği bilinmekteydi. Bu da onun evleri aydınlatma amacı ile kullanılmasına neden olmuştur. Eğer katı maddeyi ısıtırsak, örneğin demiri, onun 10000C ki ışımasının kırmızı renkte ışıma olduğu gözlenir. Bu genelde katılar için geçerlidir. Ama ateşin üzerindeki gazınışıması ise, onun türüne bağlı olarakçok daha parlak ve ağ ışığına yakın ışıma verebilir. Bu ısınangazın atomlarının (veya moleküllerinin) hangi enerji seviyelerinin uyarılmasına (ışık soğurması değil) ve hangi geçişlerin daha büyük olasılıkla gerçekleşmesine bağlıdır. Toryumun ağ ışığa yakın dalga boylarında güçlü ışıma vermesi, onun yüzey kısmındaki atomların böyle enerji geçişlerinin çok daha fazla gerçekleşmesini göstermektedir. Unutmayalım ki gazlar seyrekse ve gazı oluşturan moleküllerin (veya atomların) hızları küçükse, ışımasının spektrumu çizgisel olur. Ama katıların yoğunluğu çok büyük olduğundan, katıyı oluşturan atomlar birbirleriyle devamlı etkileşirler ve titreşim hareketi yaparlar. Bu nedenle de onların enerji seviye sayısı çok fazladır ve ışımaları da sürekli olur.

Günümüzde bilim adamları, Toryumu diğer metallerle karıştırarak, ısıya ve kırılmalara dayanabilen alışımlar elde ediyorlar. Toryumun oksidi tüm diğer oksitlerden ve metallerin büyük çoğunluğundan daha yüksek sıcaklıklarda erir (3077 0C) ve paslanmadığından çok yüksek sıcaklıklarda kullanılması gereken yerlerde kullanılabilir. Volfram (Wolfram veya Tungsten) 3380 derecede, yani metallerin hepsinden daha yüksek sıcaklıkta erir. Volfram çok yoğun bir maddedir, öz yoğunluğu 19.3 g/cm3 tür ve kaynama sıcaklığı da çok yüksektir (5530 0C), yani Toryumun kinden de daha yüksek. Ama Toryum oksitten (ThO2) %1 den az miktardavolframa katılması ampullerdeki tellerin mekaniksel olarak daha dayanıklıolmasına ve açığa çıkan ışığın daha ağ olmasına neden olur. Toryumum oksidi çok dayanıklı olduğundan uçakların yapımında da kullanılmaktadır.

Bilindiği gibi Mendeleyev’in tablosunda, sıra numaraları küçük olan kimyasal elementlerin doğada bulunmayan, ama yapay yollarla elde edilen ve doğadaki bazı süreçler sonucu oluşan izotopları radyoaktiftir. Örneğin hidrojenin bile radyoaktif izotopu vardır. Bu Trityumdur (1H3) ve onun kendi kendine yarı bölünme ömrü (çekirdeklerinin yaklaşık yarısının beta(β) bozulmasına uğraması için gereken zaman) 12.3 yıldır. Alüminyum atomunun 13Al27 izotopu dışında olan diğer izotopları saniye ve dakikalar içinde bozulur.

Mendeleyev tablosunda sıra numaraları orta ve büyük olan elementlerin izotopları adeta radyoaktiftir ve bazılarının yarı ömürleri milyonda bir saniye kadar küçük olabilir. Burada bizi doğal radyoaktiflik ilgilendiriyor, yani gezegenimizolan Dünya’nın oluşmasısırasında(5x109 yıl önceden) geriye kalan elementlerin radyoaktif izotopları ve onların bozulmasının ürünleri. Bu elementlerin izotoplarının yarı ömürleri 3x108 yıldan büyüktür. Böyle elementlerin izotoplarından Potasyum (19K40), Vanadyum (23V59), Rubidyum (37Rb87), İndiyum (49İn115), Tellür (52Te123), Lantan (57La138), Lütesyum (71Lu176), Renyum (75Re187) β radyoaktiflik parçalanması ile (çekirdeklerinden bir elektron veya pozitron ışıması yaparak) komşu elementin dayanaklı izotopuna dönüşürler. Bu tip radyoaktiflik gösteren elementlerden çekirdek enerjisi elde etmek çok elverişli değildir.

Doğal radyoaktivitelik gösteren elementler içinde Neodim (60Nd144), Samaryum (62Sm147), Toryum (90Th232), Uranyum (92U235) ve (92U238) α radyoaktiflik gösterirler. Biliyoruz ki α parçacığı helyum atomunun çekirdeğidir. Bunların dışında bazı çok düşük olasılıkla α radyoaktiflik gösteren elementlerde vardır (Kadmiyum 48Cd152, Hafniyum 72Hf174 ve Platin 78Pt190 ve 78Pt192.) Doğada, α radyoaktiflik özelliği gösteren elementlerin parçalanması sonucu oluşan ve kısmen uzun yaşayan radyoaktif izotoplarda vardır. Bunlar 90Th232, 92U235 ve 92U238 izotoplarının ürünleridir. Bu radyoaktif elementlerin parçalanması sonucu oluşan α parçacıkların, nötronların ve kozmik ışımadaki protonların etkisi ile hafif elementlerin bile bazı izotopları oluşur. Bu izotopların yarı ömürleri kısa olduğundan pek gözlenemezler ve bu nedenle de doğada çok az miktarda rastlanırlar.

Bundan 50 yıl önce başlanan çalışmalarda, farklı elementlerin çok sayıda (binden fazla) izotopları yapay yollarla elde edilmiştir. Bunların çoğu özel bir amaçla değil, çekirdek ve parçacık fizikçilerinin yaptıkları deneyler sonucu tesadüfen oluşmuştur. Bizi burada ilgilendiren konu, atom (daha doğrusu çekirdek) enerjisinin elde edilmesi olduğundan alfa (α) radyoaktifliği gösteren ve özellikle kendi kendine ya da az bir enerji alarak bölünen elementlerin izotopları üzerinde durmalıyız. Genelde atom numaraları Z>83 olan ve beta (β) parçalanmasına uğramayan elementlerin hepsi alfa parçalanmaya maruz kalırlar ve bunların içlerinde daha ağır olan elementlerin izotopları bölünür. Doğada rastlanılan radyoaktif elementler içinde çok yaşayan ve diğer radyoaktif elementlerden çok daha fazla rastlanılan elementler 92U238 ve 90Th232 dur. Bu elementlerin milyon yıldan fazla yaşayan izotoplarının yarı ömürleri aşağıdaki gibiler:

92U238– 4.51x109, 92U235– 7.13 x108, 92 U236– 2.39x107 yıl,

90Th232– 1.39x1010 yıl.

Dünyadaki Toryum rezervi Uranyumdan yaklaşık 3-4 kat daha fazladır. Bir kimyasal elementin diğerinden fazla olması onun tam olarak elde edilmesinin kolaylığını ve maliyetinin daha az olması anlamına gelmiyor. Önemli olan kimyasal elementlerin elde edilmesi kolay olan yataklarda birikmesi ve kullanışı daha az masraf isteyen halde olmasıdır. Toryumun farklı ülkelerde bulunan maden yataklarındaki miktarını tonlarla ifade edersek, yaklaşık olarak şöyle bir dağlım olduğu söylenebilir: Türkiye- 380 bin, Avustralya- 340 bin, Hindistan- 300 bin, ABD- 300 bin, Norveç- 180 bin, Kanada- 100 bin. Diğer ülkelerdeki Toryum rezervlerinin toplamı 100 bin tondan az olduğu bilinmektedir, ama bunlar tahminlerdir ve değişebilir. Örneğin Rusça olan belgelerde bu Türkçe olan yayınlardan farklı verilerin olduğu bilinmektedir: Avustralya- 300 bin, Hindistan- 290 bin, Norveç- 170 bin, ABD- 160bin, Kanada- 100 bin. Diğer yandan dünyadaki Toryum rezervlerinin yaklaşık %25’ inin Norveç’de olduğu da yazılarda geçmektedir. Doğu insanlarının bir şeyleri değerlendirme konusunda kesin olmayan ve çok abartıcı şekilde konuşmalara sahip oldukları bilinmektedir. Bu anlamda Türkiye’de ki Toryum zenginliğine ve işlenmesinin maliyetine de daha ciddi yaklaşılması gerekir.

Kolay elde edilebilen 92U238 (doğal olarak temiz şekilde değil) rezervleri için: Avustralya- 323 bin, Kazakistan- 317 bin, Nijerya- 125 bin, Rusya- 121 bin, Kanada- 105 bin. Maliyeti daha fazla olan Uranyum rezervleri çok daha fazladır ve bunlara bağlı yazılardan yine de Avustralya birinci ve Kazakistan ikinci sıradadır.

Şimdi Uranyumun ve Toryumun çok iyi bilinen ve yukarıda verdiğimiz yarı ömürlerine bağlı bilgileri inceleyelim. Toryumun yarı ömrü çok daha büyüktür ve onun bölünmesi sonucu oluşan ve yarı ömrü büyük olan izotopları da yoktur. Yalnızca90Th230 izotopunun yarı ömrü 8x104 yıldır.Böylece biryandan Toryumun esas izotopunun kendisi Türkiye’de bazı diğer ülkelerde ki gibi kolay bölünmüyor, diğer yandan dünyanın bütün maden yataklarında ne kendisinin izotopları ne de ürettiği diğer elementlerin atom yakıtı gibi kullanılmaya elverişli olanı, yani kısmen çok yaşayan ve böylece birikebilen izotoplar bulunmamaktadır. Toryumun öyle fiziksel özellikleri var ki bomba yapımı için hiç kullanılmaz. Aynı zamanda atom santrallerinde yakıt olarak kullanılması Uranyumunkinden daha zor yollarla mümkün olmaktadır. Ama fiziksel özellikleri, onun yakıt gibi kullanılmasından sonraki kalıntılarının Uranyumunki kadar tehlikeli olmadığını da gösteriyor.Yani onların doğaya vereceği zararın önlenmesi için harcanan paranın daha az olduğu apaçıktır. 1940 lı yıllarından beri Toryum hep bir nükleer yakıt gibi kullanılmak istenmiştir, özellikle son 30-35 yıllarında. Ve bu yönde en fazla bilimsel ve teknik çalışmalar Almanya, Hindistan, Japonya, Rusya, Büyük Britanya ve ABD de yapılmıştır.

Eğer 90Th232 ile yüklenmiş nükleer reaktöre yüksek enerjili nötron demeti gönderilirse, bu Toryum çekirdekleri nötronları soğurarak kendi kendine hızla bölünebilen Uranyumun 92U233 izotopuna dönüşürler. Hızlı nötronları elde etmek için, hızlandırıcılarda hızlandırılmış protonlar ağır çekirdekli atom hedeflerine yönlendirilir. Buradaki teknik problemler halen güncelliğini korumaktadır, çünkü elde edilen enerjinin maliyeti çok önemlidir. Diğer yandan unutmamak gerekir ki Uranyum- 233 atom bombası yapımı için kolayca kullanılabilir, bu da iyi değil.

Bilindiği gibi, yeryüzünde nüfus azalmazsa, yaklaşık 50 yıl sonra kimyasal doğası olan yakıtlar ve hatta Uranyum yakıtı bile (kolay bölünen izotoplar) enerjiye olan talebi karşılamaya yetmeyecektir. Daha ötesi, yakıtların fiyatları çok artacaktır. Bu nedenle Uranyum- 238 ve Toryumu- 232 daha düşük maliyeti olan yöntemlerle yakıt olarak kullanma yönünde çalışmaların devam edilmesi gerekir. Bunun için de hızlı (sıcak) nötronlar kaynağı gerekir.

Prof. Dr. Oktay Hüseyin (Guseinov)

Kalkıp işkembeden sallamakla, internetten video göstermekle olmaz bu iş... İddia ettiğiniz şey yok... Olduğunu iddia edenlere hodri meydan diyoruz. İddianızı ispat edebiliyorsanız bilimsel gerçeklerle ispat edin. Kanıt gösterin.. Yoksa bu konu ve başlık için daha da yazacak bişi yok.

Özetle itin kıçına girdiniz... bu iddiada mezara gitti...

Piçin biri kalkıp eşek şakası yapmak amacıyla böyle bişi icad etmiş. Şakasının inandırıcılığını artırmak içinde kısa bir video hazırlamış... İnternette de başlık sahibi gibi budala çok olduğundan olmayan bişi var edilmiş, sahiplenilmiş...Uyanın lan!

13/05/2011 23:06
0    0   

mustafa: /** Oğlunu vuran askerle yüzyüze geldi **/

Batman'da arkadaşının silahından çıkan kurşunla hayatını kaybeden er Sevag Balıkçı’nın annesi, olayın gerçekleştiği karakola giderek silahı ateşleyen askerle görüştü.

Batman'da vatani görevini yapan ve Paskalya Bayramı’nda arkadaşının silahından çıkan kurşunla hayatını kaybeden “Ermeni” asıllı Türk vatandaşı er Sevag Şahin Balıkçı’nın annesi Ani Balıkçı, Gümüşörgü Jandarma Karakolu’na gitti. Anne Balıkçı, Kıvanç Ağaoğlu’na “Neden” diye sorduktan sonra fenalaştı.

Anne Balıkçı, olayın ardından oğlunu vuran askerle görüşmek istediğini belirterek “O çocuğun gözlerinin içine bakacağım” dedi.

Vatan gazetesinin haberine göre Balıkçı avukatlarla birlikte olayın gerçekleştiği Gümüşörgü Jandarma Karakolu’na gitti ve silahın kazayla ateşlendiğini söyleyen er Ağaoğlu ile yüz yüze görüştü. Balıkçı’nın “Neden” diye sorduğu Ağaoğlu, “Ne diyeyim ki?” diyebildi. Bu diyaloğun ardından oluşan sessizlikten sonra gözyaşlarına boğulan Balıkçı, fenalaşarak odadan çıktı.

Sivil mahkemece serbest bırakılmasına rağmen askeri mahkemece tutuklanan Ağaoğlu, ifadesinde şunları söyledi:

“13 aydır askerim. Sevag’la aynı tertibiz. O gün tel çekmek için 8 arkadaş birlikte gittik. Birbirimize espri yapıyorduk. Bulunduğumuz karakol güvenlik açısından sıkıntılıydı. Telsize Kürtçe konuşmalar düşmüştü ve komutanlarımız bizi uyarmıştı. O nedenle ben de kendi güvenliğim ve arkadaşlarımın güvenliği için silahımı dolduruşa aldım. Silahımın namlusu yukarı doğruydu. Dolduruşa alıp indirdiğim sırada patladı. Ben Sevag’a isabet ettiğini anlamadım. Kendisi yanını tutuyordu, şaka yaptığını sandım. Aramızda 2 metre mesafe vardı. Sonra şaka olmadığını anladım. Silahı kasten doğrultmadım. Aramızda hiçbir husumet yoktu. Biz koğuşta altlı üstlü ranzalarda uyuyorduk.”

‘Ne yaptın ağabey’

Olayın görgü tanıklarından er Fazlı Keskin ise olayı şöyle anlattı:

“Elinde silahla oturuyordu. Tam karşısında ise Sevag vardı. İkisi şakalaşıyordu. Sonra 1 el silah sesi geldi. Sevag ‘Ne yaptın Kıvanç ağabey yetiş’ dedi. Sonra geri geri düştü.”

Bir başka görgü tanığı Halil ekşi de “Biz çalışırken Kıvanç tüfeği tam dolduruşa aldı. Sonra muhtemelen tüfeği şaka amaçlı olarak karşısında duran Sevag’a doğrulttu. Hepimiz gülüşüyorduk. Tüfek bir anda ateş aldı.

Baktığımda Sevag’ın merminin sağ yanından girip soldan çıktığını gördüm. Kıvanç olanlara inanamadı. ‘Bişeyin var mı?’ diye sordu” dedi. Ağaoğlu’nun sosyal paylaşım sitesi Facebook’taki hesabında paylaştığı milliyetçi yayınlar dikkat çekti. Ağaoğlu hesabında Muhsin Yazıcıoğlu ve Mustafa Yıldızdoğan gibi birçok kişiye ait yayınlar paylaştığı öğrenildi.

KAYNAK : http://www.haber7.co...yuzyuze-geldi.php

05/05/2011 22:08
0    0   

mustafa: /** Uzayın derinliklerinde yeni bir dünya **/

Kanadalı bilim insanları, yeni bir "dünya" keşfettiklerini açıkladılar. Dünyadan yaklaşık 40 ışık yılı uzakta olduğu açıklanan gezegen dünyadan sekiz kat daha büyük ancak...


Kanada'nın uzay teleskobu MOST (Microvariability and Oscillations of STars - Yıldızların salınımı ve mikrodeğişkenliği) uzayın derinliklerinde yeni bir dünyanın keşfedilmesini sağladı.

Dünyadan yaklaşık 40 ışık yılı uzakta olduğu açıklanan Cancri E gezegeni, bizim güneşimizle aynı özellikleri taşıyan kendi yıldızı Cancri A'nın yörüngesinde dönüyor.

Çapı dünyadan yüzde 60 daha büyük olan Cancri E, bilinen en katı ve yoğun gezegenlerden biri olarak değerlendiriliyor, zira dünyadan sekiz kat daha büyük bir kütlesi olan gezegen, dünyadan iki kat daha yoğun.

Gezeginin yüzey sıcaklığının 2.700 derece olduğunu belirten bilim insanları, yüksek çekim gücü yüzünden gezegende atmosfer olabileceğini düşünüyorlar.

Süper-Dünyalar olarak değerlendirilen bu tür gezegenler araştırmacıların büyük ilgisini çekiyor çünkü katı durumda olmaları ve sıvı okyanuslar barındırmaları ihtimali çok yüksek. Eğer sıcaklık gibi diğer koşullar da uygun olursa, yaşamın barınabilmesi için en ideal ortamı sağlayacakları düşünülüyor.

Ancak Cancri E, güneşine o kadar yakın ki, tam bir yılı sadece 17 saat 41 dakika sürüyor.

British Columbia Üniversitesi'nden Jaymie Matthews, "Şimdiye dek keşfedilen en yoğun katı gezegen, eğer Cancri E'de tartılsaydınız, Dünya'dakinin üç katı ağırlıkta olurdunuz" diyor ve ekliyor: "Gündüzleri gökyüzünde güneş 60 kat daha büyük ve 3.600 kat daha parlak görünüyor"

Kanada Uzay Kurumu tarafından 2003 yılında uzaya gönderilen MOST teleskobu, 10 yıldızı inceleyecekti ve görevinin 1 yılda tamamlanması bekleniyordu.

Ancak MOST sekiz yıldır çalışıyor ve 2 binden fazla yıldızı görüntülemeyi başardı.

Cancri E ile ilgili yapılan son keşif de bilim camiasını oldukça heyecanlandırırken, üzerinde canlı bulunan bir gezegeni keşfetme umutlarını artırdı.

Kaynak : http://www.haber7.co...eni-bir-dunya.php

04/05/2011 03:11
0    0   

mustafa: Twitter bütün dünyaya haber atlattı!

Ladin'in öldürüldüğü haberleri twitterda Obama'nın açıklamasından saatler önce paylaşıldı

H|T

Bin Ladin'in öldürüldüğü yönünde ABD Başkanı Obama'nın açıklamasından saatler önce twitterda Ladin'e operasyon düzenlendiği ve Ladin'in öldürüldüğü konuşuluyordu

NTV'nin haberine göre Usame Bin Ladin'in öldürülmesiyle ilgili ilk haber Twitter'da yer aldı, oradan tüm dünyaya yayıldı.

OBAMA'DAN ÖNCE KEITHURBAHN AÇIKLADI
Usame Bin Ladin’in öldürülmesiyle ilgili ilk haberi ne CNN ne de Al Jazeera geçti. Haber, ilk olarakTwitter’da Donald Rumsfeld'in danışmanı keithurbahn adlı kullanıcının tweet’iyle yayılmaya başladı.

REALLY VIRTUAL TWEETLE CANLI YAYIN YAPTI
Basının daha sonra tespit ettiğine göre ReallyVirtual rumuzlu kullanıcı, Bin Ladin'in öldürüldüğü kasabaya düzenlenen hava saldırısını, hedefin kim olduğunu bilmeden, dakika dakika tweet etti.

ReallyVirtual, gece yarısı 01:00 sularında çok sayıda helikopterin Bilal şehri yakınlarında Abutabat kasabası üstünde dolaşmaya başladığını duyurdu. Daha sonra uçakların da geldiğini söyleyen kullanıcı, bombardıman başladığını, o sırada bir müttefik helikopterinin de düştüğünü aktardı.

ReallyVirtual'ın tweet'lerinde bir süre adı geçmemesine karşın, sonraki tweetlerde operasyonun Usame'yi hedeflemiş olabileceğine dair görüşler yer alıyor.

02/05/2011 14:42
0    0   

mustafa: YGS sınavı sonrası adaylara mektup yazan Ali Hoca; ALES sonrası adaylara e-posta atmış. Bir sonraki sınavda facebook ta bize dürterse şaşmam

27/04/2011 09:09
0    0   

mustafa: Malumunuz 2011-YGS yapıldı ve 1 Nisan da Artvinli bir avukat bayanın fark etttiği bir sıralama şifresi internete verilen basın kitapçığında fark edildi. ÖSYM başkanı iddiaları yalanlayamadı ama kabul de etmedi.

Kitapçıkların her aday için farklı olduğunu; sadece basına verilen kitapçıkta algoritma olduğunu söyledi. Yanlız şöyle bir durum var. Bu kadar adayın kitapçığı farklı nasıl olabilir ?

İşte benim teoremim...

Yazılım uzmanı 10 farklı sıralama algoritması hazırlar. Bu algoritmaların amacı soruları ve cevapları sıralamaktır. Her algoritma için bir değişken atanır. Örneğimizde değişkenimiz 3. Algoritma ve değişken adı D olsun... Bu durumda 1. Algoritma sıfır değişkenini ve A adını taşır. (Bu kısım mühim. 10 değişken var ama 10. değer yok. Herşey 10 luk sistemin rakamları içinde dönecek)

Her adayın öncelikle sistemdeki TC kimlik numarası kitapçık basmakta kullanılacak paket program tarafından alınır ve kitapçık algoritmasına sokulur. Bu algoritma 11 basamaklı TC numarasını 12345.12345 biçiminde (5 dijit nokta 5 dijit) olacak biçimde bir sayıya çevirir.

Kitapçık sayısındaki X inci basamak okunur ve bu basamağın karesi alınır. Bulunan karenin rakamları toplamı ile sıralama algoritması karşılaştırılır. Sorular bu algoritma ile basılır. Adayın sistemdeki TC nosu ile Kitapçık numarası ilişkilendirilir. Böylece takip olanağı sağlanır.

Uygulamalı olarak yapalım...

Adayın TC nosu : 54778196434 olsun. Kitapçık algoritması çalıştığında soldan 2. basamak; sağdan 3. basamak,soldan 1. basamak, sağdan 4. basamak, soldan 5. basamak alınıp nokta dijiti atansın.kalan rakamlar küçükten büyüğe sıralanarak aynı rakam bir daha kullanılmayacak şekilde yazılsın.

44568.

TC Noda kalan rakamlar 6 tane... Şimdi bunları değerlendirelim.
Geriye kana rakamlar 7,7,1,9,3,4 idi... 7 çift olduğundan 1 tane kullanalım ve küçükten büyüğe sıralayalım. Aynı rakam yoksa en büyük rakam göz ardı edilsin. Bu durumda küçükten büyüğe sıralamada en büyük rakam olan 9 u kitapçık numarasında kullanmayacağız. İşte sıralandı ve elimizde 13479 sayısı oluştu...

demek ki 54778196434 TC Kimlik numaralı adayın kitapçığı örneğimizde 44568.13479 olmalıymış...

Şimdi kitapçık numarasından sıralama algoritmasının türünü belirleyelim. Misalen kitapçık numarasında sağdan 3. ile soldan 2. rakam toplanıp karesi alınsın. Karesinin rakamları toplamı tek basamak olana kadar işlem devam etsin. (FOR DÖNGÜSÜ)

44568.13479 molu kitapçık için 5+7=12

12x12=144

144 ün rakamları toplamı 1+4+4=9

hımm...

demekki bu adayın kitapçığında master soru ve cevaplar 9. sıralama algoritması kullanılarak şifrelenecekler. Programımız 9. sıralama algoritmasını kullanarak master yani sıralamasız kitapçıktaki soruları ve cevapları dizecek... Böylece adayın aynı salonda ve binada benzer kitapçığı olmayacak... Çünkü kitapçıkta basılan soruların yerleri de şıkları da değişik olacak. Ancak sıralama algoritmasında cevabın tespiti mümkün olacak şekilde kodlandırğı için sınıfta, binada yada il genelinde kopya işlemi yapılmış ise cevap benzerliği çakışacağından tespiti mümkün olacak...

Benim yaklaşımım bu... Farklı bir düşüncesi olanları da dinlemek isterim.
Bu sabah aldığım Radikal gazetesinde `her adaya farklı kitapçık olması nedeni ile algoritma olmadığı` belirtilen açıklamaya rağmen aday kitapçıklarında yeni şifreler tespit edildiğini okumam üzerine `bu kadar adaya nasıl kısa zamanda farklı dizilen soru ve farklı şıklarda cevap içeren kitapçık basılabilir ?` sorusunu düşündürdü... Sadece yukardaki şartları düşünmem 4 dakika mı aldı...

Bakalım bu kadar kısa sürede 2 milyona yakın adaya farklı sıralanmış soru ve cevap şıkkı içeren farklı kitapçık hazırlanır sorusuna farklı düşünceler alabilecekmiyiz ?

05/04/2011 21:54
0    0   

mustafa: YGS-2011 de Şifreli cevap anahtarıyla kopya mı çekildi?

Artvin'de bir avukat ve bir dershane yöneticisi, Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nda en az 100 sorunun belli bir formüle göre cevaplandığında rahatlıkla çözülebildiğini belirlediklerini ileri sürdü. Belirlenen bir formülle özellikle matematik testinde soruların tamamına yakınını doğru çözmenin mümkün olduğu vurgulandı.

(DHA) -- Artvin'de avukatlık yapan Ayla Varan, sorularda şifreleme sistemi olduğu konusunda aldığı duyumun ardından tüm soruları tek tek incelediğini belirterek, şu iddiada bulundu: "Cevapları rakamsal olan sorularda bu şifreleme sisteminin hatasıza yakın uygulandığını gördüm. Sisteme göre cevap şıklarındaki rakamlar küçükten büyüğe göre sıralanıyor. Eğer çakışan varsa doğru cevap çakışan rakamın bulunduğu şık oluyor.

Hiçbir rakam çakışmazsa doğru yanıt 'E' şıkkı olarak çıkıyor. Birden fazla çakışan varsa da cevap en küçük rakamın bulunduğu şık oluyor. Matematik testindeki 40 sorudan bu sistem uygulayarak 37 sorunun doğru cevabına ulaşılabiliyor. Ayrıca yanıtları rakamsal olarak verilen Sosyal Bilimler, Türkçe ve Fen sorularında da aynı formülü uygulayarak en az 50 soruyu daha rahatlıkla çözebilirsiniz."

Ayla Varan, ayrıca bazı Türkçe sorularında da alfabetik şifreleme olduğunu tespit ettiklerini öne sürerek, "Öğretmen arkadaşlarımız sorular üzerinde çalışmaya devam ediyor" diye konuştu.

Artvin Sınav Dershanesi kurucularından Fahri Akyüz ise, bir velinin başvurusu üzerine sorularda yaptıkları incelemede şifreleme formülünü tespit ettiklerini öne sürdü.

Akyüz, "Öğrencilerimizi bir yıl boyunca bu tür sınavlara hazırlıyoruz. Daha önce yaşanan onca olaydan sonra tedbirlerin alındığını görüyorduk. Ancak böylesi bir şifreleme ve formüle etme durumunun olacağını düşünmüyorduk. Öğrencilerin emekleri hiçe sayılmıştır. Tabi ki ÖSYM yetkililerinin konuya yanıt vermeleri ve açıklama getirmeleri gerekiyor" diye konuştu.

Şifreleme nasıl çözülüyor?

Matematik testinde ağırlıklı olarak uygulanabilecek şifreleme yöntemini çözmek çok basit.

40 soruluk matematik testi bu yöntem sayesinde yaklaşık 10 dakikada çözülebiliyor.

Şıklardaki rakamsal değerler o şıkkın altına küçükten büyüğe doğru yazılıyor.

Eğer bir şıkta rakamlar çakışıyorsa doğru cevap o şık oluyor.

Eğer hiçbir şıkta çakışma olmazsa genellikle E şıkkı doğru cevap olarak çıkıyor.

Eğer birden fazla şıkta çakışma oluyorsa doğru yanıt rakamsal olarak küçük değerin bulunduğu şık oluyor.

Örnek sorular

Matematik Testi 4'üncü soru:

2011-2010+2009-2008+...+3-2+1 işleminin sonucu kaçtır?

A) 1004 B)1008 C) 1000 D) 1006 E) 1002

Formüle göre rakamları küçükten büyüğe göre şıkların altına yeniden sıralıyoruz.

Yeni sıralama: A) 1000 B) 1002 C) 1004 D) 1006 E) 1008 şeklinde oluyor.

D şıkkında 1006 rakamı çakıştığı için doğru yanıt D şıkkı olarak işaretleniyor. Cevap anahtarında da 4'üncü sorunun yanıtı D şıkkı olarak veriliyor.

Matematik Testi 13'üncü soru:

Üç basamaklı bir doğal sayının sağına 3 yazılarak dört basamaklı A sayısı, aynı sayının soluna 2 yazılarak dört basamaklı B sayısı elde edilmiştir. A+B=9967 olduğuna göre üç basamaklı sayının rakamlarının toplamı kaçtır?

A) 12 B) 9 C) 15 D) 13 E) 11

A) 9 B) 11 C) 12 D) 13 E) 15

Rakamları bu şekilde küçükten büyüğe göre şıkların altına yeniden yerleştiriyoruz.

Bu soruda da D şıkkında 13 rakamı çakışıyor. Doğru yanıt cevap anahtarında da D şıkkı olarak veriliyor.

Matematik Testi 22'inci Soru:

Bir işi 5 kadın işçi 20 günde, 5 erkek işçi ise 30 günde bitiriyor. Buna göre, 2 kadın ve 2 erkek işçi aynı işi birlikte kaç günde bitirir?

A) 50 B) 30 C) 45 D) 40 E) 20

A) 20 B) 30 C) 40 D) 45 E) 50 şeklinde sıralanınca doğru yanıt B şıkkında çakışan 30'dur.

Cevap anahtarında da doğru yanıt B şıkkı olarak veriliyor.

01/04/2011 22:16
0    0   

mustafa: haberler / Uzayda şimdiye kadar tespit edilen en soğuk yıldız keşfedildi. 01.04.2011 00:21:30
Uzayda şimdiye kadar tespit edilen en soğuk yıldız keşfedildi.



Uzayda şimdiye kadar tespit edilen en soğuk yıldızı keşfedildi. 'Kahverengi cüce' türündeki yıldızın insanlar için sıcak ölçüsü ise de belli.

Avrupa Güney Yarımküre Astronomik Araştırmalar Organizasyonu (ESO)'ya ait olan Şili'deki VLT teleskopu ve Hawaii'deki iki farklı teleskop, uzayda şimdiye kadar tespit edilen en soğuk yıldızı keşfetti.

'CFBDSIR 1458+10B' adı verilen yıldızın Dünya'dan 75 ışık yılı uzaklıkta olduğu bildirildi. Yıldızın yüzey sıcaklığının 150 - 200 derece civarında olduğu belirtiliyor. Hidrojen ve helyum füzyonunu sağlayacak termonükleer tepkimeler oluşmasına yetmeyecek miktarda kütleye sahip olan yıldızlara 'kahverengi cüce' adı veriliyor. CFBDSIR 1458+10B olarak tanımlanan kahverengi cüce, ikili bir güneş sisteminin küçük ve soğuk üyesi.

Güneş'in yüzey sıcaklığının 5 bin 500 dereceden fazla olduğunu hatırlatan gökbilimciler, keşfi oldukça "sıradışı" olarak nitelendiriyor. Hawaii Üniversitesi Astronomi Enstitüsü'nden Michael Liu, "Böylesi sıcaklığı, bir kahverengi cüceden daha çok onun çevresinde dolanan bir gezegende olmasını bekleriz. Hatta bu gezegenin atmosferinde su bulutlarının olmasını bile düşünebilirdik" dedi. Fransa'daki Joseph Fourier Üniversitesi'nden Philippe Delorme ise, "Böylesi soğuk bir nesneyi görmek ve üstelik bir kahverengi cüce sisteminin üyesi olduğunu keşfetmekten dolayı heyecanlıyız" diye konuştu.

Jüpiter'den yaklaşık 6 - 15 kat daha büyük olan kahverengi cücenin keşfi için ESO'nun VLT teleskopunun yanı sıra Hawaii'deki Keck II Teleskopu ile Kanada - Fransa - Hawaii Teleskopu kullanıldı. Nesnenin sıcaklığı VLT'deki 'kızılötesi tayfölçeri' ile tespit edildi. Konuyla ilgili araştırma, aylık bilim dergisi Astronomical Journal'da yayınlanacak.

Kaynak: http://www.interneth...dildi-336429h.htm [internethaber.com]

01/04/2011 21:13
0    0   

mustafa: Yarın Açık Öğretim sınavları başlıyor. Bu kadar keşmekeş arasında sanki sınavlara çok hazırmışım gibi Linux Şenliklerine gittim. Malumunuz bu sene şenlikler İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin Eyüp/Silahtarağa Caddesinde bulunan Santral kampüsünde yapılıyor. Yeri tam olarak çıkartamayanlar için Haliç'teki İstanbul Bilgi Üniversitesi kampüsü demek daha doğru sanırsam...

Şenlik komitesi neden Haliç'te yapma kararı almış anlayamadık. Haliç'in kokusu insanı kendinden geçiriyor. Ayrıca şenlik ekibi sanki bu işi ilk defa organize ediyormuşçasına Linux CD ve DVD leri hazırlamamış... Diyorlar ki Linux yaygınlaşsın... Ama 1 er tane DVD yapmak akıllarına gelmemiş. Hatta bu sayede LKD gelir de elde edebilirdi. Linux dağıtımı ücretsiz. Ama DVD medya bedeli alınmaz diye bir kural yok... 1 TL lik diski sen çekip 5 TL ye de satsan bu nden bu kadar pahalı demez kimse... Derneğe bağış yapmış olalım der alırız... Bunları da mı biz söyleyelim kardeşim ? Senelerin tecrübesi var. Ama icraatta bu konularda hep bir eksiklik...


Neyse...

Bloglamak iyi güzel de... Sabah gireceğim yalı kazık gibi 5 tane sınav var. Pazar günü de 2 tane...

Sultan'da benden farksız 4 gün tarın, 4 tane Pazar günü AOF vizesi var...

Sınavlar bitince bu defada İstanbul Aydın'daki derslerin vizeleri başlayacak :(

Sıvavlar hayatımda sonsuz döngü gibi lan... :(

01/04/2011 19:23
0    0   

mustafa: Poly Book C-720 E-Kitap Okuyucu aldım. 7" ekran boyutunda ve renkli ekranı 800*480 Piksel çözünürlüğü destekliyor. Bu cihaz sadece bir e-book reader değil... Aynı zamanda bir multimedia oynatıcı :D

19/03/2011 02:19
0    0   

mustafa: Eşşeğin biri sıpasına terbiye verememiş... 14 yaşındaki bu velet eşimin yanında bana terbiyesizlik edince az kaşıdım... Sen misin kaşıyan?

15/03/2011 16:42
0    0   

mustafa: Ubuntu 10.10 da ayarlar yapmak... İşkence gibi... Linux kullanmanın verdiği tat... Paha biçilemez...

Windows 7 Ultimate TR kullanırken ilekel gibi duran bir işletim sistemi kullanmaya kalkışmak kimilerine aptalce görülebilir. Ancak ben bu işletim sisteminde her yere müdahale edebilirim

(Az C++ bilmek lazım elbette... Azdan kastım sistem mimamisine etki edecek kadar oluyor bu arada...)

Windowsta ise az ile yetinceğim. Gerekçe? Başlalarının hayal gücü ne kadarsa o kadarlık kodlama ve o kadarlık paket program var da ondan...

Az java biliyorsanız yazacağınız kod ortamdan bağımsız olur. o nedemek? yani işlemci ve işletim sistemi bağımlılığı olmayan kod demek... Ne ie yarar? kodu bir kez yazarsın. Linux/UNIX/Mac OS/ Windows işletim sistemi aramadan çalışır.

Tabii ben kalkıp Java programlama ile kendimi kasmak istemem. Bu iş için ayıracağım zamana Python öğrenmek daha mantıklı olabilir. Python nispeten Byte Code kodlamaya daha uyarlı. Kötü tarafı ben Python bilmiyorum ve python betiklerini görselleştirmek için GTK+ dediğimiz bir framework konusunda uzman düzeyinde bilgi sahibi olmak şart...

Bakalım Ubuntu GNU/Linux 10.10 da ne halt yiyecez?

28/02/2011 04:36
0    0   


Some messages may not be displayed because of privacy settings
Can't connect to the service... Trying again
Workin'!